
Başlığa bakıp, "Nedir bu vekalet işi?" diye de düşünebilirsiniz, "İzzet, Lady Gaga ya kıyak çekip onunla bir röportaj yapmış" diye de... Aslında bu vekalet lafına pek yabancı değilim, zaten gazeteciliği de vekaleten yapıyoruz işte... Lady Gaga yla sohbete girişip ona kıyak geçtiğimi düşünenlere gelince... Maalesef onların biraz daha beklemeleri gerekecek, çünkü bu söyleşiyi yapan Vanity Fair muhabiri Lisa Robinson. Derginin ocak sayısını elime alıp Gaga yla yapılan bu söyleşiye bir göz atınca, sizlerle paylaşmadan edemedim. Ama Lisa nın kuru üslubu yerine, İzzet in kaleminden okursanız daha çok keyif alırsınız ve kostümlerinin arkasına saklandığı düşünülen Gaga nın sırrını bir çırpıda çözersiniz dedim ve işe giriştim. Bu söyleşinin en önemli özelliği, Lady Gaga nın ilk kez bir gazeteciyi doğup büyüdüğü eve davet etmesi... Böyle uçuk bir müzik ve moda ikonunun nasıl bir aileden geldiği, çocukluk günleri ve genlerindeki çılgınlığın nedeni bu söyleşide tüm çıplaklığıyla konuyor ortaya. Naçizane fikrimi sorarsanız sır filan yok ortada. Gaga; onda ne görüyor, ne algılıyorsanız ta kendisi! Annesinin evinde, kafasına macaron kutusunun kurdelesini takarak, siyah dantel bir Chanel elbiseyle domates doğrayıp yemek yapan bir kadından daha ne gibi bir sır beklersiniz ki? UÇLARDA GEZİNEN BİRİ... "İçeri girdiğinde üzerinde file çorap, tayttan bir tulum, kocaman siyah gözlükler ve yüzünde müthiş bir güven vardı. O an Tamam dedim kendi kendime; işte bu kız yeni süperstarımız, yeni Michael Jackson ımız olacak..." Menajeri Troy Carter, yaklaşık 5 yıl önce, Lady Gaga yı ilk gördüğü anı bu cümlelerle anlatıyor. Bugün tüm dünyada 23 milyon albüm, 64 milyon single satan Gaga, ünlü menajerin kapısına gelene kadar o müthiş özgüveni nasıl giymişti üstüne? Onun Grammy ödüllerinin kırmızı halısındaki gibi bir yumurtanın içinden çıktığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gaga nın da da hepimiz gibi bir anası, babası, kardeşleri var. Onu bizlerden ayıran ise uçlarda gezinen farklı yaşamı. Bu söyleşi, o farklı yaşamı gözler önüne seriyor.